Read in English

 

Psişeyi Metal ve Dans ile aydınlatmak

 

Moonspell frontman’i Fernando Ribeiro ile “Awake”e Interdisipliner Yaratıcı Hareket çalışması yaptık.

 

 

 

“İnsan en temel fonksiyonu, her canlı organizma gibi, temel bir biyolojik seviyede, dengeli ve sürekli bir iç durumun devamlılığını korumaktır” – Homeostaz (Cannon, 1935).

 

 

“Uyan … herkes ölüyor, hatta ölüler bile
Hepimiz geri gelemeyen geçmişlerimiziz
Hepimiz, vizyonerleriz,
ve boynumuzda ip”

Awake (Uyan) – Moonspell

 

 

 

Biz insanlar stabilite var olsun diye çaba gösteririz, sevgi ve ihtiyaç nesnelerimize bağlanırız, kalıcılık isteriz, sonlar ve kopuşlardan korkarız.

‘Bilinmezlikler’ bizi dehşete düşürebilir ve geçicilik kavramı bizi tedirgin edebilir; çünkü geçicilik de bir anlamda ölümü ve sonu ifade ediyor.

Varoluşun içinde savunmasız durumdayız. Acı çekiyoruz. Kainatta savunmasızız.

Hayatın istikrarsızlığına karşı savunmasız, değişime karşı, endişeye karşı, ölümüne karşı savunmasız durumdayız.

İnsan olma halinin ikilemlerini çözemiyor, çoğunlukla inkâr içinde yaşıyoruz.

Ancak, bu savunmasızlıkta bir kuvvet var. “Olmak”, “var olmak” hallerini mümkün kılıyor, yaşam eylemini temsil ediyor. Savunmasızlığımızı kabul etmek, korkuya rağmen gerçekçi bir cesaret bulmamıza yardım ediyor.
Moonspell “Irreligious/Dinsiz” albümünün 20. yıl dönümü turnesinin İstanbul konseri için ”Awake/Uyan” parçasına dans etmemi önerdiğinde, dünyadaki siyasi kargaşa, istikrarsızlık ve kutuplaşma gibi sorular vardı gündelik hayatta.

Ödevime hemen odaklandım: Benim için “Uyanmak” ne demek? Ne zamanlar uyanığım/farkındayım? Ne zamanlar uyukluyorum?

– Her defa uyuduğumda, uykunun “son”unda uyanıyorum 😉

– Ve her duygusal ölümden sonra.., kesinlikle ‘yeni bir ben’e dönüşüm icap ediyor.
disiplinler arası yaratıcı hareket çalışması yapmaya karar verdik. Bu, ortak bir his ve hikaye bulmamızı, gerçekçi ve samimi bir iletişim kurmak için kendi iç dünyalarımıza bakmamızı sağlayan bir çalışmaydı.

Disiplinler arası yaratıcı hareket, terapi amaçlı değil, ifade odaklı bir beden sanat çalışması. Hem bireysel hem bireysel olurken de birlikte olmanın, güven ve samimiyet ortamında imgeler kullanarak, bedende hareketler ile deneyimleyerek yaptığımız bir çalışması.

Awake karanlık bir his uyandıran karanlık bir şarkı. Bana bir çeşit wasteland/ ‘herkesin öldüğü, hatta ölülerin bile öldüğü’ çoraklığı hatırlatıyor.

TS Eliot’ın Çorak Toprak adlı şiiri en sevdiğim şiirlerden biridir, hayat herşeyin öldüğü, hatta ölülerin bile öldüğü çorak bir yer gibi geldiğinde geri dönüp tekrar okuduğum bir şiir… Fernando’nun ilham verici bir şair olması bağlamında ve disiplinler arası yaratıcı hareket sürecinin bir parçası olarak özgürlük, ilham ve yaratıcılık için diğer sanat dallarından da yararlanılabildiği için, The Waste Land/Çorak Ülke’yi yeniden okumaya başladım. 42. satırda Wagner’in Tristan ve Isolde’sine bir referans vardır.

“[…] ne diriydim
Ne de ölü, ve bir şey bilmiyordum,
Bakarak ışığın yüreğine, sessizliğe.
Oed’ und leer das Meer.

Boş ve ıssız deniz.

Bu şiiri, Stockholm Üniversitesi’nde Dil Bilimi üzerine branşlaşmadan önceki edebiyat derslerinin bir parçası olarak yoğun bir şekilde çalışmıştık. Şiirdeki Wagner’in “Tristan ve Isolde” adlı operasına göndermeleri gördükten sonra, operayı seyretmiş ve konusunun içerisindeki felsefe kavramlarından epey etkilenmiştim. Tristan ve Isolde, Schopenhauer’ın Will ve Kant’ın Fenomen-Numen felsefesinden esinlenen ünlü bir opera. (fenomen, bir şeyin dış temsili; Numen, bilinemeyen iç gerçeklik). Dramadaki Gündüz ve Gece sembolleri dış dünyayı ve içsel gerçeği temsil ediyor. Hikaye, iki sevgili ve onların liebestod/aşk-ölüm‘üyle ilgili, finalin adı “Verklärung” (Transfigurasyon). Bir bireyin kendi gölge benlikleri ile olan iç mücadelesi olarak da bakılabilir belki. Jung, ego ölümünü, “doğal benliğin varoluşçu konumuna dönüşmesine” neden olan psişik bir ölüm olarak tanımlar.

Opera ilham olarak arka planda çalmaya devam etsin.

Psişik ölüm kavramı bizim için bir ilhamdı. Fenomen (gözlemlenebilir gerçek) ve Numen (kendinde olan şey) kavramları bana dansı iki zıt perspektiften yaratma fikrini verdi: dışarıdan, bir erkek ve bir kadın arasındaki bir dans; içeriden, bir düşünürün ölüm hakkındaki duygu ve düşünceleri.

* * *

 

Bu karanlık düşünür belki de hepimizin içinde bazen çığlık çığlığa hayata dair karanlık şarkılar söyleyerek varlığını sürdürüyor. Kuzgun, birçok kültürde ölümün sembolüdür. Dansta, ipi ile birlikte düşünürün etrafında dans ederek şarkı sözlerindeki ölüm temasını simgeliyor; ama Azrail gibi değil, insanın ölüme karşı olan savunmasızlığını hatırlatmak için.

 

Bu savunmasızlık kabullenildiğinde, dönüşüm mümkün olabilir.

 

Awake’in sözlerini bir kez daha okuduktan sonra son cümlem varoluşçu terapinin önemli bir sorusu olacak:

“Gelecek hafta veya önümüzdeki ay öleceğini bilseydin ne yapardın? Nasıl yaşamak isterdin?